25 Ocak 2014 Cumartesi

Geride Kalanlar


Biz 2 kardeştik. Annemle babam, ailemize yeni birisinin daha katılacağını söylediğinde ben 11, kardeşim 9 yaşındaydık. Bizi bunu alıştırmaya çalışıyorlar, bir yandan da hazırlıklara başlanıyordu. 2 erkek kardeş olduğumuz için, bizi tanıyan, tanımayan herkes dünyaya gelecek bebeğin kız olması için herkes dualar ediyordu. Sadece ben yeni kardeşimin erkek olmasını istiyordum. Kendimi dünyaya karşı tek hissediyordum bu konuda.

O zamanlar öyle ultrason falan gelişmemiş. Herkes yaptıramıyor. Annemi doğum için hastaneye götürdüler, halâ cinsiyet belli değil. Ama ben nasıl dualar ediyorum kardeşimin erkek olması için. Hastaneden taburcu olup eve geldiklerinde annemin lafını unutmuyorum; ''aylardır erkek diye diye başımızın etini yedin, al götüne sok'' 

Evet, kardeşim erkek olmuştu. Dualarım kabul olmuştu. ''oğlum niye erkek isteyip durdun sen kardeşini?'' diye sorduklarında, ''Başka çocuklar gibi her istediğimizi alıp oynayamıyoruz, giyemiyoruz. Kardeşim büyüyesiye kadar ben de çalışıyor olurum, O'nun her istediğini alacağım, kendi yapamadıklarımı O'nun da yaşamasını istemiyorum'' demiştim koca bir insan gibi.

Bir laf vardır ya, ''elimde büyüdü'' diye. Şükrü'm gerçekten elimde büyüdü. Br abi gibi değil de, bir baba gibi sevdim O'nu. Kendime birşey alacağım zaman, Şükrü'me de alacak param yoksa, hep erteledim. Abi-kardeş ilişkisinden çok, baba-oğul ilişkisi yaşadık. 

Kardeş; canın yarısıdır. Severken aynı anda sövdüğün candan öte kişidir. 

12 yaşınızda eve gelen bebeğin kardeşiniz olduğunu öğrendiğinizde içinizde bir yerde bir şey hissedersiniz, çocuk yaşınıza rağmen farklı olduğunu bildiğiniz bir şey. Bakakalırsınız. Zaman geçip büyürken, içinizdeki o garip duygu da büyür, anlarsınız, sevgidir bu. Hisseder o küçük yaramaz, kimseye gülmediği kadar güler size. Asla bir tek gün bile kıskançlık nedir bilmezsiniz, ağlarsa herkesten önce koşarsınız, gülerse herkesten çok sevinirsiniz, düşerse siz kaldırırsınız, yaralandıysa sizin canınız yanar herkesten çok. 

Barış Manço'nun hal hal şarkısında ''gülüşüne cihan değer'' diye bahsettiği insandır; kardeş. Anne-babadan bile çok sevilen, yüzünün asılmasına dayanılamayandır. Kardeşin varsa asla yalnız değilsindir. Kardeşin yoksa da yalnız değilsindir belki ama varsa, seni bir yerlerde hep düşünen ve seni hisseden bir varlık vardır.

Ortağınızdır bir bakıma, anne-babayı, imkanları, zamanı, sevgiyi paylaşmak zorunda kaldığınız ortak. Yaşınız kaç olursa olsun sizden küçükse bir anda büyürsünüz herkesin gözünde, sen artık ablasın, ya da abi, artık yaramazlık yok, kardeşine örnek olmalısın. Çocukluğunuza da ortaktır bu küçük yaramaz; kudurma hakkınızı bile alır elinizden.

Sonra büyür, bir acayip insan olur gözünüzün önünde, artık çocuk değil, kocaman insan. Üzer sizi, ummadığınız kadar çok. Yalanlar söyler, ''ne olursa olsun anlat'' dediğiniz halde. Kırar, parçalar bazen ama hiç vazgeçemezsiniz O'nu sevmekten, her defasında affetmekten. Küçükken peşinde koştuğunuz yaramaz değildir artık, koca bir danadır, anlamaya çalışırsınız, bir hayatı var artık. 

Yıllar sonra aileye katılan küçük kardeş başka bir şey.. Bir çeşit soğan cücüğü, tekne kazıntısı, tencerenin dibinde kalan puding. ''ya olmasaydı'' dersiniz, içiniz acır, uzaktayken burnunuzun direği sızlar düşününce, ''evlat sevgisi gibi bir şey lan, bu nasıl bir sevgi'' dersiniz, çıkamazsınız işin içinden.

Birçok sırrınızı bilir, yeri gelir bu sırrınızı size karşı koz olarak kullanıp, cüzdanınızı sömürmeye çalışır, küfür ede ede istediğini verirsin. Gün içerisinde telefon açtığında, kontörü gitmesin diye meşgule atıp geri aradığımda ''kontörüm var, bana fakir muamelesi yapma'' diye fırça yediğindir. 

Her zaman iyiliğini istersiniz, anlamaz karşı çıkar size, sevilmediğinizi düşündürtecek davranışlarda bulunur. İşte o zamanlar içiniz sızlar ama bilirsiniz ki doğru olanı istemeyerek de olsa yaptırmışsınızdır, içiniz rahattır. Sonra size nasılsa teşekkür edecektir..

Uzun bir aradan sonra Aralık ayında Juventus maçına gittim stada. Maçtan önce Mecidiyeköy'de Öktem abilerle buluştuk. Kardeşi Gökmen'le o gün tanıştım. Beraber yiyip içiyorlar, tezahüratlar, şakalaşmalar vs. İkisini o halde görünce Şükrü'mle maça gittiğim günler geldi aklıma. ''keşke'' dedim, ''keşke, Şükrü'm de yanımda olsaydı da, biz de böyle olsaydık'' diye iç geçirdim, özlediğimi bir kez daha anladım. 

26 Ocak 2011..
3 sene oldu.
Özledim.
Çok özledim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder